İstanbul Kbb Derneği Röportajı

{flv}Produce1 {/flv}Meslek hayatında kaçıncı yılınız?

 Yaş ortaya çıkacak tabii.. 29. yılım.. 25 yıllık da Kulak Burun Boğazcıyım.

 

 Bu mesleği nasıl seçtiğinizden, biraz başlangıç yıllarından bahseder misiniz? Korkularınız endişeleriniz oldu mu?
 Lise çağlarında tıp fakültesine girmeyi, eğer bir şekilde giremezsem de kimya ile ilgili bir şeyler yapmayı düşünmüştüm. Beni pek motive eden de olmadı. Anne babamızdan uzaktık, ben yatılı okuyordum.. Kendi kendime karar verdim tıp fakültesine girmeyi. İyi de olmuş, memnunum da.. Niye olmuş diye açıkçası hiç düşünmedim

 

  Peki, neden KBB?
  Tıp fakültesindeyken daha ikinci sınıftayken hastalıkların oluşma mekanizmasını ve tedavilerini öğrendikten sonra Dâhiliyeci olmak istedim ve kendimi de o şekilde hazırladım. Her ne kadar Genel Cerrahi ‘den de pekiyi almış olsam da, bütün stajlarda tüm boşluklarda hep Dâhiliyeye yöneldim. Son 3. ayımda KBB stajı yaptığım anda bir anda her şey değişti ve tüm Dâhiliye kitaplarını bir yana atıp "KBB'ye nasıl girebilirim?" diye düşünmeye başladım. Ve burada sanırım rahmetli Behbut Hocanın, Nermin Hocanın ve İbrahim Abinin çok büyük olumlu etkileri olmuştur. Onlarla çok iyi bir staj yaptığımı hissettim ve açıkçası Çapa'da KBB stajı yaparken KBB' ci olmaya karar verdim.

 

Meslek hayatınızla ilgili yaşadığınız zorluklar nelerdir?
Liseden mezun olduktan sonra, iyi de bir liseydi, çevremdeki arkadaşlarım hızla başarılı oldular ve yükseldiler. Onlar bir yerlerde müdür olmuşken, biz daha mecburi hizmeti yeni bitirebilmiş, acaba Cerrahpaşa'ya girebilecek miyim sorularıyla, çoluk çocuk ne olacak diye endişeler içindeydik. Bizim eğitimimiz uzun ve zahmetli. Hayata çok geç başlıyoruz. Bu hakikaten büyük bir dezavantaj, ama şimdi bakıyorum. Onların çoğu emekli olmuş ve daha sedanter hayata geçmişken biz hala aktif bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.

 

Geçmişe dönebilseydiniz mesleğiniz ile ilgili farklı alacağınız bir karar veya keşke diyebileceğiniz bir durum var mı?
Hakikaten var.. Herhâlde beni yakından tanıyanlar bilirler çok uzun yıllar dernekle haşır neşir çalıştım. Son 15 yıldır olan bütün kongrelerin, özellikle ulusal kongrelerin arkasındaki adamlardan biriydim. Ya başkanlık yaptım, ya sekreterliğini yaptım, ya da başından sona alıp yürüttüm. En azından bu emek verdiğim bir kuruluştur diyerek sorumluluk hissettim. Şimdi böyle olunca da üniversitede çalışırken araştırmacı kimliğe çok bürünemediğimi, daha çok iyi bir cerrah ve eğitmen olmaya eğildiğimi fark ettim. Hâlbuki üniversitede olmanın en önemli gerekçelerinden birisi araştırıcı olmaktır. Çoğu arkadaşta da yok bu özellik bunu da biliyorum ama kendimde olmaması beni üzen bir şey. Geriye dönme şansım olsaydı bunu kapatmayı düşünürdüm.

 

Dernekçilik ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Dernekte çalışmanın verdiği ayrı bir haz var. Çoğu zaman can sıkıcı olaylar da olsa da cezbedici bir şey. Dernekte bu kadar aktif çalışmak ve göz önünde olmak sevenlerin yanında sevmeyenleri de yani sempatiyi de antipatiyi de yarattı. Ama ben hepsini çok sevdiğim için derneğin, camianın bir yere gelmesini ve özlük haklarımızı bir yerlere çıkarmayı amaçladığım için büyük keyifle çalıştım.

 

İstanbul KBB Uzmanları Derneği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdi yıllarca, Türk KBB ve BBC Derneği'nin genel merkezi İstanbul'da olduğu için bir İstanbul derneğinin de görevini görüyormuşçasına davrandık. Derken vakıf kurulduktan sonra eğitim sıkıntılarını da vakıfla aşmaya çalıştık. Ama Türk KBB ve BBC Derneği'nin son 10 yıllık gelişimindeki durum; her bölgenin, her büyük şehrin ve grubun bir şekilde örgütlenmesi ve kendini dernekle temsil edebilme ihtiyacının varlığını ortaya koydu. Derneğimizi kurarken dikkat ettiğim çok büyük bir nokta var, bu da her kesimi eşit oranda kucaklamak. Üniversiteleri, eğitim hastanelerini ve serbest çalışanları ayrı ayrı tutup birlikte kaynaşmalarını, çalışmalarını sağladık. Yönetim kurulu seçimlerinde de buna dikkat ettik. Umarım Türkiye'de birçok derneğe bunlar örnek olur.

 

İdolüm rol modelim diyebileceğiniz bir kişi var mı?
Çok var... Yani şimdi bakıyorum da; hocalarımın hepsinin bana kattığı çok şey, ah şu özellikleri de ben de olsaydı dediğim çok insan var. Orhan hoca, Nurettin hoca, Fikri hoca.. Hepsinin ayrı ayrı kattığı değer çok büyük. Özelliklerine bakıp hayıflandığım.. Aynı şey aslında abilerim için de geçerli. İkisiyle de arkadaş gibiyiz ama özendiğim bende de olsun dediğim çok özellikleri var. Yani eşim ve kızım gibi, çok sayıda özelliklerini gördüğüm ve kendi bünyemde olmasını istediğim çok insan var.

 

Hocalarınızla ilgili asla unutamadığınız bir anınız var mı?
Çok var. Mesela, daha yeni doçent olduktan sonra, henüz profesör olmamışım. Gencecik olduğum için daha insanlar doçent olduğumun bile farkında değilken, rahmetli Orhan Hoca bir gün sohbet ederken; "Bundan sonra sen işlerin başında olmalısın" demişti. Çok şaşırmıştım bu kadar hoca varken abilerimiz ablalarımız varken nasıl böyle bir şey olabilir diye şaşırmıştım. Ve hakikaten Orhan hoca bu sözleri söyledikten sonra birden kendimi başkanlık pozisyonunda buldum. Bu beni herhâlde en çok motive eden şeydi.

 

İlk ameliyatınızı hatırlıyor musunuz?
Herhâlde ilk kan gördüğüm zaman vazgeçebilirdim diye düşünüyorum. Cerrahide boyundan biyopsi yapılıyordu. Metin hoca "Bir öğrenci karşıma geçsin" dedi. Ben de hemen atladım geçtim. Tabi öğrencilik hali.. Sabah gelmişiz koştura koştura, kahvaltı yapmış mıyız belli değil. Bir anda yukarıdaki ışıklar falan çok sıcak gelmeye başladı. Terlemeye başladım. Ve de yakın arkadaşım Baki de yanımdaydı. "Baki bana bir şeyler oluyor" dedim. "Tamam bayılıyorsun sen" dedi ve beni çekti oturttu. Metin hoca "Sen çürüğe çıktın" dedi. Daha stajyerken başıma öyle bir şey geldi. Ama ondan sonra bir daha öyle bir şey yaşamadım.
İlk ameliyat derken ilk Caldwell Luc'umu 3. veya 5. ayımda Cengiz Hoca yaptırmıştı. O da bunu bana bir ödül olarak vermişti. Aramızdaki ilişki çok iyiydi, ki hala da çok iyidir. Hocanın hoşuna giden bir şeyler yapmıştım ve bu sayede tonsilden bile önce Caldwel Luc yapmıştım.

 

KBB branşını seçmek isteyen genç hekimlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Rahmetli Hikmet Hocanın, Cerrahpaşa'nın imtihanına girdiğimizde üst vazifesi vardı. Bize sordu "Neden KBB istiyorsunuz?" diye. Ben de işte hık mık boyun kırın falan bir şeyler söylediğimi hatırlıyorum da sonra Orhan hocaya dönerek "Şunlara bak, hiç söylemiyorlar bu işin endoskopisi var mikro cerrahisi var vs diye" söylemişti.. Ve bu hep aklımda olmuştur. KBB'de bugün endoskopik cerrahimiz var, mikroskobik cerrahimiz var, gross cerrahimiz var tıbbi yönümüz var, odyolojisi vestibüler sistemi var, alerjisi var.. Yani bir hekimi mutlu edebilecek her şey var. Bir hekimin KBB'ye başlayıp bu tür cerrahi değil de öbür tür bir cerrahi daha çok beğendim dediğinde kolaylıkla geçebileceği/seçim yapabileceği bir branş.
Dolayısıyla meslektaşlarım mutlu olurlar. Kendimden örnek vereyim ilk önce otolojiyi çok seviyordum uzmanlıktan sonraki 10 yıl otoloji nörootoloji yaptım. Kafa tabanı ameliyatlarına girdim. Derken bir yandan bir şeyler oldu, ben bir anda rinolojiye döndüm ve kendimi endoskopik sinüs cerrahisi yaparken buldum. Çok uzun süredir zaten baş boyun cerrahisi yapmıyorum diyebilirim.

 

Cerrahinin büyüsü ile ilgili birkaç sözcük alabilir miyiz sizden ve tabi ki bir cerrah nasıl olmalıdır?
Şimdi hakikaten bir büyüsü var cerrahinin, insanı sarıp sarmalayan mutlu eden bir yönü var. Tabi zaten mutlu etmiyorsa da cerrah olunmamalı. Ben bir endoskopik sinüs cerrahisi yaparken ciddiye aldığımda güzel bir filme gitmiş gibi, güzel bir film izlemiş gibi keyif alıyorum ve mutlu oluyorum. Ve bu hala da çalışma azminizi arttırıyor. Onun haricinde iyi bir cerrah olmak için bir kere iyi eğitilmiş olmak gerekiyor. İyi eğitim deyince tabi iyi anatomi bilinmesi, iyi fizyopatoloji bilmesi vs.. Onun yanında iyi hocalarla çalışmış olmaları gerekiyor ki davranış tarzını kavramak gerekiyor. Ve bir de tabi iyi konsantre olması gerekiyor işine. Konsantrasyon eksikliği olduğunda başka sıkıntılar çıkıyor ve en önemlisi cerrahide her şeyi ciddiye almak gerekiyor.

 

Hep ameliyat ettiniz peki siz hiç ameliyat oldunuz mu? Neler hissettiniz doktorunuzla iletişiminiz nasıldı?
16 yaşındaydım uzun atlama takımındaydım. Yarışmalardan birinde ters bir atlamayla sağ dizimde bir ağrı oluştu. Menisküs.. O zaman yatılı okuyordum, abim de yatılı okuyordu, yurtdışındaydı. Bir sene sonra ağrılar ve şişlikler arttı ve menisküs ameliyatı olmam gerektiğini söylediler. Ben eve haber vermedim. Abim İngiltere'den geldi Paskalya tatilinde.. Beni bir Perşembe sabahı yatırdılar ve ben o gün ameliyat oldum Amerikan Hastanesi'nde. Cuma günü abim geldi beni öptü kokladı gitti. Öğleden sonra İngiltere'ye geri döndü. Ve ben yalnız kaldım. Hastane dışında gideceğim yer yok, annemin babamın haberi yok. Söylediğim yıl 72 73. o zaman evlerde doğru dürüst telefon yok bırakın cep telefonunu. Neyse bir hafta sonra çıktım çok yakın arkadaşım, kardeşim gibi olan, Mete beni aldı evlerine götürdü. Orda tatili geçirdim. O arada babamın haberi oldu. Geldi gördü beni..
Ben bir de Tiroidektomi oldum. Utanarak söylüyorum Genel Cerrahi'de oldum. 2004 yılında. bir gün yemek yerken bir kitle hissettim boynunda.. 4,5 cm lik bir kitleydi. Total Tiroidektomi oldum. Ameliyat sonrasında bir tane dahi ağrı kesici almadım. 2.-3. saatimde ameliyattan çıktıktan sonra ayaktaydım.

 

Hobileriniz veya sizi tanımlayacak özellikleriniz neler?
Herhâlde bugünlerde, artık ciddi ciddi düşünüyorum, hobim olan fotoğrafçılık, mesleğimin önüne geçmeye başladı diye düşünüyorum. Bu yaşın ilerlemesi mi, acaba bıkkınlık mı bazı şeylerden acaba bir kaçış mı bilemiyorum ama ne derseniz deyin iyi fotoğraf elde etme ciddi bir tutku halini almaya başladı. Zaten babam fotoğrafçı, yani 50 yılı aşkın bir süredir fotoğrafçılıkla uğraşıyor. Benim de zaten kolejden beri fotoğrafçılığa ilgim vardı. Ama yani bu maalesef tıp fakültesinde okurken de ondan sonraki meslek yaşantımızda da hobilere çok zaman ayıramıyoruz. Ancak belli bir rahatlığa kavuştuktan sonra hobilere zaman ayırılabiliyor.

 

Herhangi bir sergi açmayı düşünüyor musunuz?
Şimdi o çok apayrı bir şey. "Artık ben bu işi çok iyi yapıyorum" demek. Şöyle bir baktığımda bilgisayarıma 3000-5000 tane bu iyi dediğim fotoğrafım var. Sevgili Mehmet, arkadaşım, zaman zaman içlerinden seçiyor ve bizim ulusal kongre sırasında sergiliyor. Ama geçen gün mesela Taşkın aradı. Çok önemsemediğim bir fotoğrafı, Kaçkarlar' da çekilmiş, Çamlıhemşin Vakfı'nın sergisine göndermiş çok beğenilmiş, ardından bir 8-10 fotoğraf daha gönderdim. Gelecek ulusal kongrede de böyle bir şey yapabilirim.

 

En büyük hayaliniz veya gerçekleştirmek istediğiniz projeniz nedir?
Açıkçası mutlu bir insanım. Şu açıdan mutluyum.. Yapmak isteyip de yapamadığım, KBB'ci olarak veya sosyal hayatımda pek bir şey olmadı. Hayal kırıklıkları oldu ama ciddi bir hayal kırıklığım sıkıntım olduğunu sanmıyorum. Yani olmasını istediğim her şey oldu gibime geliyor. Belki de ben çok easygoing bir adamım. Rahat bir insanım veya en azından belki olamadığım şeyleri pek önemsemiyorum veya hissettirmiyorum kendime. Yani tabi muayenehanecilik vs açısından da iyi bir yerde olduğumu düşünüyorum.

 

10 yıl önce bugün neredeydiniz, 10 yıl sonra bugün nerde olmak istiyorsunuz?
Yani 10 yıl sonra bir kere olmak istiyorum... Yani ölmeyeyim, insanlar artık böyle şeyleri düşünmek zorunda kalıyor. 10 yıl önce hem cerrahi hem de dernek açısından herhâlde daha agresif idim. Daha çok ameliyat yapardım, daha radikal yapardım. Dernekte daha radikal davranışlar sergilerdim. Saldırgan olurdum. Herhâlde şimdi daha da törpülendim. Daha da sakin duruyorum gibi. On yıl sonra daha mutlu olacağıma inanıyorum.

 

Çok tanımak isteyip de tanıyamadığınız sohbet etmek istediğiniz biri var mı?
Herhalde Bob Dylan olurdu. Konuşmak isterdim. Birkaç kere konserine gidebildim. Sırf konseri için zaman zaman seyahat ettiğim de oldu hakikaten.
Zaman makineniz olsa geçmişe dönebilme şansınız olsa, hangi tarihi olaya şahit olmak veya neyi değiştirmek isterdiniz?
En zor soru bu aslında.. Çünkü baktığınızda o kadar güzel şeyler olmuş ki.. "Ah ben de orda olsaydım" dediğiniz.. Hatta "Bunları ben yapabilseydim" dediğiniz.. Bir taraftan da birçok dünya savaşları falan kötü şeyler de olmuş, keşke bunlar olmasaymış dediğimiz. Tek bir şey söyleyemem ama 2. dünya savaşında milyonlarca insan ölmüş evsiz, sakat kalmış, insanlar yakınlarını sevdiklerini kaybetmişler eziyet görmüşler.. Öte yandan bizim birtakım savaşlarımızda bir sürü kayıplar olmuş.. Yani çok şey var, bunları değiştirebilmeyi isterdim şansım olsaydı

 

Sizi en çok ne kızdırır?
Şimdi, eğer o insan zeki değilse geri zekâlılık kızdırır beni. Bir insanın gelip gereğini yerine getirememesi yapamaması beni gerebiliyor ama herhâlde zeki bir insanda da riyakarlık kızdırıyor. Zaten çok sinirlenen bir insan da değilim. Sizler pek göremezsiniz..

 

Eğer hayatınız bir film olsaydı sizi kimin oynamasını isterdiniz ve adı ne olurdu?
Ben o kadar önemli insan değilim herhâlde filmi yapılacak kadar.. Bu soruya cevap veremeyeceğim.. Herhâlde çevrilmezdi benim filmim.

 

En sevdiğiniz yazar, hayatınızda önemli iz bırakan kitap nedir?
Herhâlde hayatımda iz bırakanlar, aslında tam böyle düşünce sistemimizi oturttuğumuz kitaplar olmalı gençlik dönemimizde. Mesela rahmetli Sevgi Soysal vardı. Onun hikayeleri ve romanları vardı işte "Yenişehir'de Bir Öğle Vakti" falan gibi.. Bunlar beni çok etkilemiştir . Aynı şekilde Nazım Hikmet, Edip Cansever.. Bunlar beni o dönemde etkileyen yazarlardı.. Ve tabi o etkilerle biz bugünlere geldik. Mesela en sevdiğiniz kitap hangisidir diye sorarsanız herhâlde Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi olur cevabım. Hobbit'i çok çok önce okudum daha Yüzüklerin Efendisi falan çevrilmeden önce, Yüzüklerin Efendisini de okuduktan sonra filmi çevrildiğinde hakikaten çok heyecanla bekledim.. En az on kere izlemişimdir o filmi..

 

Ne tür müzik dinlersiniz?
Daha çok Rock dinlerim.. Blues da hoşuma gider.. Türk Sanat Müziği de dinlerim.. Yani yeri geldiğinde bazen arkadaşlarla oturup geç saatlerde, işte böyle içki vesaire içerken dinlediğim de olur.
Ama "Ipod'unda ne var ?" derseniz; Rock vardır ve ana olarak da Bob Dylan vardır. Hiçbir şey olmasa sadece Bob Dylan şarkıları olsa çok uzun yıllar idare ederdim gibime geliyor. 
Çünkü çok uzun yıllardır zaten beni idare ediyor.
Herhâlde hastalık derecesinde bir hayranlık. Yanlış mı? Kızım yanlış olduğunu söylüyor zaman zaman. "Baba başka şeyler de var" diyor.

 

Kolay bağışlar mısınız? Hiç unutamadığınız size yapılan bir haksızlık var mı?
Hiç hatırlamıyorum öyle bir şey.. Bağışlarım tabii. Dargın olduğum, konuşmadığım henüz bir insan yok.. Ufak tefek dargınlıklar olmuştur arada ama çocukluğumdan beri bir tane dargın olduğum insan yok. Hakikaten şu anda yok ve kimseye de kin beslemiyorum

 

Tatillerinizi nerde geçirmeyi seversiniz? Aşık olduğunuz bir yer var mı?
Tatil kavramım dönem dönem değişiyor. Son yıllarda Doğu Karadeniz'e de gidiyorum ama ana olarak güneye ve Datça gibi bölgelere gidiyorum. Son yıllarda müthiş keyif verici mavi tur olanaklarımız oldu. Yine bu şekilde arkadaşlarımla da beraber oluyorum ve kısa periyotlar halinde peş peşe değişik arkadaş gruplarıyla görüşüp çok değişik tarzda tatil yaşamış oluyorum.

Son olarak hayatınızın fon müziği nedir?
All Along The Watchtower, Tangled Up In blues.. Bob Dylan şarkıları..